UŞAK 27°C
Az Bulutlu

Saadet Partisi Uşak İl Teşkilatı Işide Sert Çıkıştıpost_views_covep Görüntüleme

kategorisinde, 30 Eylül 2014 - 9:50 tarihinde yayınlandı

Saadet Partisi ilbaşkanı Yunuz Acar Işid ile ilgili Sert açıklamalarda bulundu.

harita

 

Saadet Partisi olarak, bu sevindirici gelişmede emeği geçen herkesi kutluyor, tebrik ediyoruz. Cenabı Allah milletimizin

sevinç ve mutluluğunu daim eylesin.

Ama maalesef her konuda olduğu gibi bu konuda da Hükümet’in ortaya koyduğu bir çelişkiye, bir ikiyüzlülüğe de

dikkat çekmeden geçemeyeceğim.

Biz, gerekçesi ne olursa olsun, hangi pazarlıkların sonucu olursa olsun, milletimizin sevincine gölge düşürmemek için

bu operasyonla ilgili soruları gündeme getirmeyeceğiz.

Şüphelerimizi, endişelerimizi, kaygılarımızı paylaşmayacağız.

Zamanlamasındaki manidarlığı tartışma konusu yapmayacağız.

101 gün önce göz göre göre gelen IŞİD tehdidine rağmen 49 vatandaşını koruma basiretini gösteremeyenlerin, 101

gün sonra aynı 49 vatandaşımızı o ateş çemberinden nasıl çıkarabildiğini sormayacağız?

Bizzat kendi milletvekillerinin dediği gibi; “IŞİD, CIA’nin Truva Atı’dır. İŞİD operasyonuna Türkiye’nin

katılmama gerekçelerinden biri rehinelerdi.Bu kritik süreçte serbest bırakılmaları, CIA’nin bir

hamlesidir.” deyip kafaları karıştırmayacağız.

Tamam. Bugün biz bu süreçle ilgili bu soruların hiç birini sormayalım.

Ama Hükümet olarak siz de, Musul’da ortaya koyduğunuz basiretsizliği, “Bir Kahramanlık Hikâyesi”ne

dönüştürmeye kalkışmayın!

101 gün önce sebep olduğunuz aymazlığı, bugün“Bir Zafer Bayramı” gibi yutturmaya kalkışmayın.

Sizin yüzünüzden, 101 gün boyunca her türlü çileye, zulme, zorluğa, göğüs germek zorunda kalmış insanları, iç politika

malzemesi yaparak, siyasi rant devşirmeye çalışmayın.

Hele hele bu operasyonu,”Irak’a yönelik ABD merkezli bir müdahalenin bahanesi” yapmaya kalkışmayın.

Açık söylüyorum, ne kadar güçlü zafer nutukları atarsanız atın milleti kandıramazsınız.

Söylediğiniz kahramanlık hikâyeleri, Türkiye’yi içine sürüklediğiniz bataklığı örtmeye yetmeyecektir.

Musul’da, Kerkük’de, Bağdat’ta, Telafer’de, Halep’te, içine düştüğünüz basiret ve ferasetsizliği unutturmayacaktır.

Üzerine basa basa söylüyoruz ki, bu gelişme, gerekçesi IŞİD bile olsa İslam dünyasına yönelik Batılı bir müdahalenin

bahanesi yapılmamalıdır.

Çünkü Batı, barış adına girdiği her yere savaş getirmiştir.

Bundan 11 yıl önce Irak’ı Saddam gibi bir diktatörden kurtarıp demokrasi ve halkına özgürlük getirecekti.

Tam tersi oldu. Irak üçe bölündü. 1,5-2 milyon insan hayatını kaybetti. 5 milyon insan mülteci hayatı yaşamaya

mahkûm edildi.

Afganistan’ın refahını yükselteceklerdi.

NATO Afganistan’a girdikten sonra yükselen tek şey uyuşturucu üretimindeki artış oldu.

Libya’yı Kaddafi’den kurtarıp, Libyalılara demokrasi getireceklerdi.

Getirdikleri tek şey kan oldu. Paramparça edilmiş bir Libya oldu.

Şimdi de IŞİD bahanesiyle İslam coğrafyasında yeni bir katliama zemin hazırlıyorlar.

Daha üç gün önce Amerika ve işbirlikçi yönetimler, IŞİD’i vuruyoruz diye 55 insanı öldürdüler.

İçlerinden 8 tanesi hiçbir şeyden haberi olmayan masum bebeklerdi.

Işid’i değil, bebekleri vuruyorlar.

AZİZ KARDEŞLERİM…

Bu gerçeklere rağmen, Türkiye dâhil bazı İslam ülkeleri yöneticilerinin hala kurtuluşu Batı’da aramaları, hala

Birleşmiş Milletlerden medet ummaları, hala Amerika’nın, NATO’nun merhametine sığınmaya kalkışmaları, ancak ve ancak

“tecavüzcüsüne âşık olan bir genç kız psikolojisiyle”, Stockholm Sendromu ile açıklanabilir.

Açık söylüyorum. IŞİD bataklıkta üretilmiş bir karabataktır. Bataklık kurutulmadığı takdirde, karabatak gider

karabasan gelir. Bu bataklığın bir numaralı müsebbibi ise bizatihi Amerika’nın kendisidir. Ortadoğu’yu kendi menfaatleri

doğrultusunda parsellemek ve sömürmek isteyen Haçlı zihniyetidir.

Çünkü bu zihniyet Bataklıktan beslenmektedir.

Daha önce ifade ettim. Bir yerde bir cinayet gerçekleşiyorsa, o cinayetin sorumlusunu bulmak için temel bir soru

sorulur; “Bu cinayet kimin işine yarıyor? Bu cinayetten kim kârlı çıkıyor?”

Evet,bu cinayetten:

1- Amerika ve Küresel silah baronları kârlı çıkıyor.

2- Sömürgeci kapitalizm kârlı çıkıyor.

3- Haçlı sevdasından hiçbir zaman vazgeçmemiş olan Avrupa ülkeleri kârlı çıkıyor.

4- Irkçı emperyalizm ve İsrail kârlı çıkıyor.

Çünkü Amerikan senatosuna sunulan resmi rakamlara göre, Amerika Birleşik Devletlerinin, İslam ülkelerine sattığı

silah miktarı, son 3 yılda yüzde 300 oranında artmıştır. Amerika ve silah baronları için ne kadar çok kaos, ne kadar

çok cinayet, o kadar çok silah satışı demektir.

Çünkü dünyanın en büyük yeraltı ve yer üstü zenginliklerine sahip olan İslam ülkeleri, ne kadar istikrarsızlaşır, ne

kadar çok birbirine düşerse, sömürülmesi o kadar kolay oluyor.

Çünkü tek kurşun atmadan, binlerce Müslüman’ı birbirine kırdırıyor.

Çünkü İslam ülkeleri ne kadar çok parçalanırsa, ne kadar çok birbirine düşerse İsrail kendisini o kadar güvende ve

güçlü hissediyor.

Nitekim:

AKP iktidarının desteği ile Irak çökertildi. Yerle bir edildi. Üç parçaya bölündü.

Kim kazandı?

– Genel olarak küresel emperyalizm, özel olarak ise İsrail kazandı.

Kim kaybetti?

– Genelde bütün İslam Âlemi, özelde ise masum Irak halkı.

Yine AKP iktidarının desteği ile Libya çökertildi. Kırk parçaya bölündü. Kaddafi linç edildi.

Kim kazandı?

– Genelde bir bütün olarak küresel emperyalizm, özelde ise ırkçı Siyonizm (İsrail) kazandı.

Kim kaybetti?

– Genel olarak bütün İslam Âlemi, özelde ise mazlum Libya halkı.

Yine AKP iktidarının desteği ile Suriye ateşe atıldı. Sekiz milyonu aşkın Suriyeli kardeşimiz yerinden yurdundan edildi.

İkiyüz bin Suriyeli hayatını kaybetti.

Kim kazandı?

– Maalesef, yine küresel emperyalizm ve ırkçı Siyonizm kazandı.

Kim kaybetti?

– Genelde İslam Âlemi ve özelde zavallı Suriye halkı kaybetti.

Maalesef, Biz Türkçe, Kürtçe, Arapça ağıtlar yakarken, onlar görkemli şatolarında İngilizce zafer şarkıları söylüyorlar.

Erbakan Hocamızın sözüyle sesleniyorum; “Yedi sülaleniz alnını secdeden kaldırmasa bile bunun vebalini

ödeyemezsiniz!”

İlla bir koalisyon kurulacaksa,bu koalisyon İslam ülkelerinden olmalıdır.

İslam ülkelerinin katılımıyla bir “İslam Barış Gücü” kurulmalıdır.

İslam dünyasında akan kanı durdurmak için bu barış gücü ile müdahale de bulunulmalıdır.

Türkiye bu iradeyi, bu kararlılığı ortaya koymak zorundadır.

Tarihi, güce teslim olanlar değil, güce karşı direnenler değiştirmiştir.

Eğer Alparslan güce teslim olsaydı, Malazgirt zaferi olamazdı.

Eğer Fatih güce teslim olsaydı yeni bir çağ açamazdı.

Eğer Erbakan güce teslim olsaydı, son 300 yılda Müslümanların haçlılara karşı kazandığı tek zafer olan Kıbrıs Barış

Harekâtını yapamazdı.

Yaşadığımız bu süreçte Türkiye bir karar arafesindedir. ABD’ye, uydu mu olacak, yoksa İslam dünyasına öncü mü

olacak?

Zalimlere payanda mı olacak, yoksa mazlumlara rehber mi olacak?

Son 300 yıldır dünya’ya kan, gözyaşı, işgal, açlık, kaos ve sömürü’den başka bir şey getirmeyen bir medeniyete

eşbaşkanlık mı yapacak yoksa, adil bir düzen için lider mi olacak?

Avrupa Birliği kapılarında oyalanmaya devam mı edecek yoksa İslam Birliği’ni mi kuracak?

Artık bunun kararını vermek zorundadır. Çünkü zaman kalmamıştır. Ateş, kelimenin tam anlamıyla kapımıza

dayanmıştır.

DEĞERLİ KARDEŞLERİM !…

İşid konusuna son vermeden önce belirtelim ki; Sayın Cumhurbaşkanı’mızın, Amerika’dayken, Türkiye’nin malum

koalisyona;“Askeri, siyasi ve her bakımdan destek vereceğini beyan etmiş olması,

– Ne diplomasi bakımından,

– Ne askeri açıdan,

– Ve ne de siyasi yönden

isabetli olmamıştır. Çünkü gerek diplomatik kararlar, gerekse askeri ve siyasi kararlar öyle ayaküstü verilecek kararlar

değildir. Bu kararlar ilgili uzman kişi, kurum ve kuruluşlarca yapılacak istişareler sonunda verilecek kararlardır.

Sorarım sizlere;Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu açıklamasından sonra, Bakanlar Kurulu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi

nasıl bir karar verebilecektir?

Sonra “uçuşa yasak bölge” den bahsediliyor.

İşid’in elinde uçak olmadığına göre böyle bir bölge ne işe yarayacaktır? Çok daha önemlisi, Sayın Cumhurbaşkanımız

“Tampon Bölge” istiyor.

Hemen belirtelim ki “Tampon Bölge” yeni bir “Çekiç Güç Bölgesi” demektir. Bu da bir sonraki aşamada Türkiye

için bir “Tehdit Üssü” hatta bir “Saldırı Merkezi” demektedir.

Muhterem Uşaklılar !..

Yaşanan bütün bu gelişmeler Milli Görüş’ün haklılığını ortaya koymaktadır.

Türkiye’nin tek çaresi, tek kurtuluş reçetesi Saadet Partisi’dir.

Milli Görüş’ün basiret, feraset ve cesareti olmadan Türkiye’nin düzlüğe çıkması mümkün değildir.

Çünkü biz siyaseti:

“Onlar Cumhurbaşkanı, Başbakan oldu, biz de olalım” ,

“Onlar ihale aldılar, biz de alalım” ,

“Onlar yalılara, yatlara, plazalara taşındılar biz de taşınalım” diye yapmıyoruz.

Biz Allahın rızasını kazanmak için,hakkın ve hakikatin mücadelesini vermeye çalışıyoruz.

Herkes bilsin ki bundan önce olduğu gibi bundan sonra da, Kınayanların kınamasından çekinmeden, hak bildiğimiz

doğruları en gür sesle haykırmaya devam edeceğiz.

ÇOK DEĞERLİ UŞAKLI KARDEŞLERİM !…

Şimdi önümüzde 7 Haziran 2015 seçimi var.

Ve sekiz ay gibi bir süre kalmıştır.

Her seçim önemlidir. Ancak bu seçim gerçekten çok daha önemlidir. Çünkü bu seçim,”olmak ya da olmamak”

seçimidir. Milli Görüş partisi olan Saadet Partisinin iktidardan uzak kaldığı her bir,saat binlerce mazlumun hayatına mal

olmaktadır.

Bu yüzden omuzlarımızda büyük bir vebal ve sorumluluk vardır.

Kapı kapı dolaşacağız. Gerçekleri milletimize anlatacağız.

Bunu yaparken kimseye gülden ağır söz söylemeyeceğiz.

Çünkü; ırkı, dili, düşüncesi, mezhebi, meşrebi ne olursa olsun bu topraklarda yaşayan herkes bizim kardeşimizdir.

Bizler, aynı bahçenin gülleri, aynı milletin evlatlarıyız.

Bu ulvi görevde ne olursa olsun, kararlılığımızı asla yitirmeyeceğiz inşallah.

Allah yar ve yardımcımız olsun.

Biliyor ve inanıyoruz ki,zafer inananlarındır ve zafer yakındır.

Bu duygularla hepinize şükranlarımı sunuyor, çalışmalarımızın hayırlara vesile olmasını diliyorum.dedi

 

YORUM YAZ



BENZER HABERLER